|
nazlıcan fıratwrote:
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu. "Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten." Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler. Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş. Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim." Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum" diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş. Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden. İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş: "Seviyor mu, sevmiyor mu?"...
5 minutes ago
|
|
|
nazlıcan fıratwrote:
Yokluğunun hüznünde... Ayaklandı kâfirler... Gel ey Sultanim...
Sen varken dil uzatamazlardı ne Rabbimize ne de dinimiz İslâm'a. Simdi kudurdular, beter oldular. Rabbimizi inkâr ediyorlar. Hâlâ İslâm'a çamur atıyorlar. Ve biliyor musun ey Allah'ın Resulü, elbette görüyorsundur: Simdi de sana hakaret ediyorlar... Bunların sonu ne olacak? Cehenneme sığar mı bunlar? Yeter mi cehennem ateşi onlara? Yetmez ya Resûlallah! Ben onları Rabbime havale ediyorum. Tıpkı Senin gibi... Taif'te taşlandığın gün gibi... Ya Resûlallah özledik seni... Seni çok özledik Ya Resûlallah. Şu kötülüklerle bezenmiş kirletilmiş dünyaya, Sırtımı dönüp, gözlerimi kapatıp, seni arıyorum kaybolan yerlerde... Seni her geçen gün daha çok kaybeden bu ümmetin, O hâle geldi ki, kâfiri dost bilip İslâm'ı önlerine serdi. Maksadım şikâyet değil; hüznündeyim Sevgili, Kâbe'de namaz kılarken mübarek başına saçılan pislikleri, o gün biricik kızın temizlemişti. Simdi yok Fatımalar ya Resûlallah... Sana yapılan çirkinlikleri temizleyecek: Fatımalar yok... Hamzalar yok... Ebû Bekirler yok... Sessiz kaldı ümmetin. Sesini duyuramadı... Ve sana sahip çıkamadı ya Resûlallah. Ey Sevgili, önceden kız çocuklarını gömerlerdi ya diri diri toprağa... Onlar masumdu ve ben onları hatırladıkça ağlıyorum. Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa... Ve simdi anneler, masum olarak değil; günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa. Anneler Seni anlatmıyorlar çocuklarına. Rabbimizi anlatmıyorlar. İslâm'ı anlatmıyorlar... Kur'an okumayı öğretmiyor çocuklarına anneler... İçim sızlıyor ya Resûlallah. Sen varken gözünü kırpmadan canini feda ediyordu dostların: Anam babam sana feda olsun diyerek gözünü kırpmadan ölüme koşuyordu yiğitlerin. Senin uğruna, Rabbimin uğruna ve İslâm'ın uğruna simdi kimse yasamıyor. Böyle dedim de hepten ümitsiz olmayayım. Senin ümmetine yakışmaz ümitsizlik... Ülkemde olmasa da uzaklarda, Rabbi için, senin uğruna ölenler var ya Resûlallah! Garip kaldık ya Resûlallah! Ne olur ümmetinin hakki için Rabbime yalvar da acısın, merhamet etsin bize. O seni geri çevirmez Biliyorum Yüce Rabbim bizi de geri çevirmez ama; Bizim istemeye yüzümüz kalmadı. Çünkü biz hakikatten çok uzak kaldık ya Resûlallah! Biz hangi cezaları hak etmedik ki... Moda dediler, kız kardeşlerimize pantolon giydirdiler. Erkekler henüz etek giymedi ama; Onlar da kız kardeşlerine özenip saçlarını uzattılar. Kına kokan eller türlü boyalarla süslendi. Kadınlarımız evinin hanimi olup, yavrusuna annelik etmek yerine; Is, ekmek parası dedi, yuvalar yıkıldı. En kötüsü başörtümüze de el uzattılar ya Resûlallah Ve ehemmiyeti kalmadı tesettürün... Amacım şikâyet değil sana ey Sevgili! Acım büyük... Yokluğunun hüznündeyim. Çare değil hiç bir şey. Çünkü anlatamıyorum, dinlemiyorlar beni ya Resûlallah! Onlar Rabbimin de dediği gibi hem kör, hem sağır, hem de kalpleri katılaşmış... Yazık oldu bu ümmete. Sen sahip çık bize. Şefaatini esirgeme ya Resûlallah. Yüce Rabbim: "Habibim!" dedi sana. Senin aşkına yarattı on sekiz bin âlemi... Sen olmasaydın yaratmazdım dedi. Âlemlere rahmetsin sen... Hatem'ül Enbiyasın. Gönüllerin sultanisin. Rabbimizin Sevgilisi. Bize de merhamet dile Rabbimden. Biz göremedik seni ya Resûlallah! Yine de tebessüm eden, daima gülen yüzün geliyor aklıma, Seni hatırladıkça... Ve doyamıyorum ya Resûlallah! "Ümmetim!.." "Ümmetim!..." diyen o tatlı sözlerine. Sen Muhammedü'l Emin'din... Mü'minler de, müşrikler de, münafıklar da, Tüm herkes ayni derecede güvenirdi sana. Sen bu vesileyle almıştın bu güzel ismini: "Muhammedü'l Emin!" Güvenilenlerin en güvenlisi. Oysa bizler ümmetin olarak, hiç güvenemez olduk bir birimize. İçimizdeki güveni sarstılar. Bizi bize yalancı çıkardılar. Aslımızdan, kendi özümüzden uzaklaştırdılar ya Resûlallah! Neden ki ya Resûlallah! Tüm bunlar bize reva mi, cefa mi? Sen edep ve hayâ abidesi idin ey Resûlallah! Sen kimseye kötü söz söylemezdin. İncitmezdin seni incitenleri bile. Kimsenin sözünü kesmezdin, sükût ile dinlerdin. Sen konusunca rüzgâr bile susardı. Tüm kâinat seni dinlerdi. Çok mütevazi bir yaşantın vardı, Bir hurma yeterdi seni doyurmaya. Yırtık olmasa da eski bir aban Üzerine yattığında bedenine izi çıkan eski bir hasırdan yatağın, İçimi yaralıyor ya Resûlallah! Seni bu hâlde gören Hazreti Ömer omuzları sarsıla sarsıla ağladığında sormuştun: "Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?" Ve demişti ki Hazreti Ömer: Ey Allah'ın Resûlü! İranlılar imparatorlarını sarayda yaşatırken, Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken, Sen ki Allah'ın Resûlüsün... İzin versen de, biz de seni..." Anlamıştın sana söylemek istediğini. Hüzünlü bir tebessüm ile: "İstemez misin ey Ömer, dünya onların olsun, âhiret de bizim..." Tüm insanların dostuydun ve severdin herkesi En çok da çocukları severdin. Demiştin ki: "Büyüklerimize hürmet etmeyen, Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir." Oysa simdi küçükler büyüklerine ne hürmet ediyor ne de saygi gösteriyor. Büyükler de küçüklerine sevgi ve merhametten yoksun ya Resûlallah! Sen çok cömerttin ya Resûlallah! Evindeki tek hurmayı misafirine ikram edecek kadar. Senden bir şey istenildiğinde "Hayır!" demezdin. "Uhud dağı altın olsa ve benim olsa, Üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım" dediğin geliyor aklıma. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdın sen ey Sevgili. Bizler bugün annemize, babamıza, esimize, dostumuza dönüp, Herkesi suçlar, ayıplar, yadırgar olduk. Sen hem anasız hem babasız büyüdün. Yetimliğin acısını onlara özlem duyarak yasadın. Simdi ise ne anaya saygı kaldı ne de babaya... Diyorum ya, her bir şey aslından iyice uzaklaştı ya Resûlallah! Babasız çocuklar dünyaya geliyor. Anneler çocukları kapı önüne bırakıyor. Daha da ileri gidip onların katili oluyorlar. Bir sabah uyandığımda kıyamet kopmuş olacak, Korkuyorum... Ne Rabbimin ne de Senin huzuruna çıkmaya yüzümüz var. Biz çok değiştik ya Resûlallah! Seni seven senin gibi olmalı: Senin gibi Allah'a kul olmalı. Ümmetin için gözyaşı döktüğün zamanlar geliyor aklıma, Oysa biz lâyık olabildik mi Şimdi sana? "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ, 107) NAZLICAN FIRAT
2 days ago
|
|
|
CAN CAĞIZIM...wrote:
EFENDİM!..SENSİZ ÇAĞ ÜŞÜYOR EFENDİM… Efendim!... Gül efendim, güzel efendim… Efendim… İnsanlığın güzeli, güzel insan… İyiliğin ve hayrın temsilcisi… Efendim… Ey yeryüzüne sevgiyi,merhameti ve adaleti getiren güzel insan… Sen sahipsizlerin sahibiydin, sen kimsesizlerin kimsesi… Yetimler Sana sığınırdı, gariplerin ocağı sendin… Sen olmayınca yetimler,garipler kime sığınacak, kim okşayacak yetim çocukların başlarını..Yetimler,garipler Sensiz kaldı efendim, yüreğinin sıcaklığını Senden alanlar da olmasa.. Sen nurun,Sen aydınlığın, Sen temizliğin temsilcisiydin… biz, biz kirlendik efendim… insanlık kirlendi efendim… yürekler karardı efendim,aydınlığını,nurunu Senden alanlar da olmasa… Sen tutardın elimizden,cennete doğru götürürdün… Şaşkınlar senin rehberliğinde doğru yola erişti… Sen olmayınca nicemiz yolunu şaşırdı Efendim… Sen ölçüyü öğretmiştin bize efendim… Sen olmayınca ölçü bozuldu…karalara ak, aklar kara dendi… Sen ışığımızdın Efendim,Senin o pâk yüzün, o nurlu kalbin aydınlatırdı bizi… Işığımızı söndürdüler Efendim, güneşimize kastetti yarasalar… Bülbüller kovuldu şehirlerimizden… Güvercinlerin kanatları kırıldı… Güller koparıldı… Senin sıcacık yüreğin yüreğimiz ısıtırdı efendim… Sen olmayınca insanlar üşüyor, yürekler üşüyor efendim… Sen olmayınca çağ üşüyor..yüreğinin sıcaklığını senden alanlar da olmasa… Sen alemlere rahmettin, sen merhamet doluydun efendim… Sensiz şehirler merhameti kaybetti efendim,yetimler sahipsiz kaldı, güvercinlerin kanatlarını saracak bulunmadı..merhameti senden öğrenenler de olmasa… Gül efendim,güzel efendim.. yine de kainat üzerinde her ne güzellik varsa Senden kalanlar..Senin aydınlığınla aydınlananlar… Merhamet dolu Efendim, Senin o aydan aydınlık yüzüne bakacak yüzümüz yok…yok lakin senin şefkatini,senin merhametini biliyoruz efendim… Bırakma n’olur ellerimizi…kovma n’olur Kevserinin başından… Efendim… gül efendim, güzel Efendim…benim efendim…canım efendim… Bilemedik,bilemediler kıymetini..Bilenlerin çoğuysa şimdi senin dizin dibinde… Olsun ne çıkar değil mi ki, alemlerin sahibi Seni kıymetli kıldı… Sen tabibimizdin, Sen sevdiğimizdin efendim… Ne zaman dara düşsek, ne zaman yüreklerimiz ve yeryüzü bizi sıksa sana koşardık, bilirdik ki Senin yüreğin okyanuslardan genişti… Şimdi kimlere koşalım efendim,nurunu Senden alanlar da olmasa… Efendim, gül efendim güzel efendim… efendim…
3 days ago
|
|
|
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
http://img33.imageshack.us/img33/8189/cumarbg.jpg
Yürek nükleer güç merkezidir. Sevdiği zaman sevdigine cennet, sevmediği zaman nefret ettigine cehennem kesilir… insanın kazanılması ne denli büyük bir saadetse kaybedilmesi de o denli korkunç bir felakettir... Bir benimle ne çıkar demeyeceksin, baharın haberini karın altında kışa inat açan kardelenlerin verdiğini unutmayacaksın... Kim var diye sağa sola bakmayacaksın, ben varım diyecek ve yürüyeceksin... önce seveceksin, garazsız ve ivazsız, pazarlıksız, bedelsiz seveceksin, sevginin illeti ölümsüz olacak ki sevgin de ölümsüz olsun. Bir insanın yüreğinin aydınlanmasına vesile olduğunda dünyanın tapusunu sana vermişler gibi sevineceksin. Onu kınamak yerine karanlık yüreğine ışık tutacak, sevgiden oltanı gönül ummanına şefkatle atacaksın... http://img90.imageshack.us/img90/322/muhacrab5.gif Selam ve Dua ile.
3 days ago
|
|
|
Gülistan Aywrote:
Allah Tealâ ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Allah’a ittika edin ve O’na yaklasmaya vesile arayin ve O’nun yolunda mücahede edin ki felaha eresiniz.” (Maide, 35) buyuruyor.
Bu ayet-i celilede ihtimam göstermemiz, dikkatle üzerinde durmamiz gereken üç sey var: Bunlardan birincisi Allah’a ittikadir. Yani Allah’in cezasindan, azabindan korkup, haramdan, günahtan, çirkin islerden sakinmak; sayet bir günaha düsüldüyse hemen tevbe etmektir. Haram nedir? Allah Tealâ’nin “yapmayin” diye emrettikleridir. Içki içmeyin, gibi. “Yapin” diye emrettiklerini yapmamak da haramdir. Namaz kilmak gibi. Yani haram, yapilmasi veya yapilmamasi kesin olarak yasak olan islerdir. Allahu Tealanın emir ve yasaklarına harfiyen uyabilen kullardan olmak dileği il...Cumanız Mübarek olsun..Dualarda buluşalım inşallah...Sevgiler..
3 days ago
|